top of page

Koltuk Sevdası

  • 19 Şub
  • 2 dakikada okunur

Metropol şehirlerde hayata tutunmak adına kümes kadar evlere binlerce lira kira ödeyen, cebinde 48 ay taksite bölünebilecek kadar büyük telefonlar taşıyan insanların yaşadığı yıllardan birinde dünyaya gelmişti Uzun Hasan. O yıllarda kendisini hayvan olarak kabul eden ilk insanın o kümese o kirayı vermesiyle başlayan furya; parasını verdiği hâlde "halk" otobüsünde kendisine sunulan en terli koltuk altında seyahat etmeye razı olan insanların kabullenişiyle uzun yıllar devam etmiş ve Hasan’ın babası Onur Bey’in 500T otobüsünde katledilmesiyle çığırından çıkmıştı.


Onur Bey'in katliamı ilk değildi. Henüz kırkının çıkmasına yirmi beş gün vardı ki her gün otobüslerde katledilen insan haberleri gazetelerin üçüncü sayfasını kaplıyordu. Uzun Hasan da o gün yaşanacaklardan habersiz, işe gitmek üzere kahvaltısını yapmak için televizyonu açtı. Çocukken yemek yesin diye çizgi film karşısına oturtulduğundan olacak ki televizyon açık olmadan yenilen yemeklerden lezzet alamıyordu. Yalnız bugün, bakır tastaki çok sevdiği lor peynirine çıtır ekmeği basmasına rağmen aradığı lezzeti bulamıyordu kahvaltıda. Bıçağı tereyağına saplı, ağzındaki lokmanın şişkinliğinden ön dişleri hafif görünür vaziyette televizyondaki habere kilitlenip kalmıştı. Annesi Halime Hanım da bu haberi duymuş olacak ki topladığı yatağı öylece bırakıp mutfağa koşmuştu.


İstanbul'da halk otobüsü, metrobüs ve metroda yaşanan boş koltuk kavgalarında öldürülen kişi sayısı 201 olmuş ve devlet erkânı; bomboş Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’nın önüne gül bırakmak üzere Beyoğlu’na gitmişti. Anıtın önüne dizili 201 fotoğrafın arasından babasını hemen seçmişti Uzun Hasan. “Onur Gümüşoğlu, 500T Şehidi” yazıyordu fotoğrafın altında. Gözleri dolu dolu olan Halime Hanım, çenesinin titremesine bir son vermek için eşarbının ucunu dişlerinin arasına alırken canlı yayında konuşan Başbakan Eymen Berk’i dinliyordu:


— İnanın ciğerim yanıyor, acıdan ciğerim yanıyor. Iyk! Acıyı fazla kaçırdık herhalde, e biraz da midem yanıyor, ehehe!


İlerleyen zamanlarda ölümlerden daha fazla gündemde kalacak olan Başbakanın bu açıklamasına daha fazla tahammül edemedi Uzun Hasan. Bıçağı tereyağına saplı, lokması boğazında; öylece kalktı masanın başından. Takım elbisesine bir tane kravat uydurup sigara, çakmak, telefon, cüzdan dörtlemesini de hızlıca eliyle kontrol ettikten sonra evden çıkmak üzere kapıya yöneldi. O sırada bileğinden kavradı Halime Hanım:


— Oğlum… Bugün gitmesen işe; bir gün eksik yeriz, gerekirse aç kalırız... Canından değerli mi?

— Korkma anacım, bir şeycik olmaz bana. Sen ardım sıra okudun mu Ayetelkürsileri, bir çırpıda gider gelirim evvelallah.


“Bekle bir dakika o zaman.” dedi Halime Hanım. Yatak odasına gidip güç bela döşeği kaldırmaya çalıştı. Döşeğin bir ucunu omzuna yüklenirken öbür eliyle bir şeyler arıyordu. Az sonra geldi tekrar.


— Al bunu oğlum, diyerek sırma mendili Hasan’a uzattı.


Hasan mendili açtığında içinde babasından kalma altın sarısı dikiş tutmaz bıçağı gördü. İstemsizce güldü.


— Gülme oğul! O gün belki baban da yanına bunu almış olsa… Hem birine zarar vereceğinden değil, kendini korursun işte…


Hasan bir şey demeden arka cebine koydu bıçağı. Anası parmaklarının ucunda yükselip iki gözünden öptü Uzun Hasan’ı. Gözden kayboluncaya kadar ardından dualar okudu. Hasan gözden kayboldu ancak bir süre daha öylece uzaklara dalıp durdu Halime Hanım. Mutfağa döndüğünde televizyon daha önce kapalı olduğundan daha sessiz, kahvaltı masası ıstırap içindeydi…

 
 
 

Yorumlar


Benimle iletişime geçin

bottom of page