"Tanrılar Ruh Üfler Şairler Gölge"
- 19 Şub
- 3 dakikada okunur

8 Nisan 1970 tarihinde acılarla dolu olacak bir hayata gözlerini açar Didem Madak. Varoluşun getirdiği derin ıstırabı ve hayatın sol kroşesini henüz 13 yaşındayken annesinin vefatıyla beraber yüreğinde hisseder. İleride şair olacak ve anne kokan şiirler yazacaktır. Nitekim annesinin ölümünü de şöyle anlatmaktadır:
“13 yaşımdayken annem öldü. Hani bazı insanlara isimleri çok yakışır ya, işte annem o insanlardandı. İsmi Füsun’du. Annemden bana kalan tek miras bir sihirdir. Onu ne zaman özlesem bir şiir yazarım.”
Birinci sınıfa giderken evden kaçmasından anlaşılacağı gibi şaşkınlıklarla dolu göçebe bir hayat yaşayacaktır. O gün evden kaçtığında akşamına bulunacak ve annesinden temiz bir dayak yiyecek olan Didem Madak; evden kaçma olayını 18 yaşına geldiğinde daha profesyonel bir şekilde tekrar gerçekleştirecek ve bu girişiminde gayet başarılı olacaktır. “Kaçarak evlenen ilk şehirli kız unvanını aldım.” diyen Didem, ardında babasına hitaben yazılmış bir mektup bırakarak sevdiği adama koşacaktır.
“Bir tezgahtar parçasıyım ben Kendime alıştım bodrum katlarında”
Hayat bir bir indirmeye devam eder yumruklarını. Tezgâhtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi birçok işte çalışır. Hepsinden de istifa eder. İstifa etmeyi çok sever. İstifa etmenin kendisini çok asil hissettirdiğini söyleyen Didem, herkese bir kere de olsa anlı şanlı istifa etmeyi tavsiye eder. Bu arada eşiyle ilişkilerini devam ettiremez ve boşanır.
Boşandıktan sonra bir apartmanın bodrum katında yaşamaya başlar. Oturduğu evin zemininden dolayı sık sık su baskınlarıyla karşılaşır. Evine doluşan suları temizlerken bir yandan da Tanju Okan’ın “Kadınım” şarkısını mırıldanır ve o günleri şöyle anlatır:
“Tam artık hayattan istifa edip kendimi hepten asil sanacağım sırada oradan taşındım. Taşınmam gerekti. Kapıya kimin olduğunu bilmediğim şu iki dizeyi kurşun kalemle yazdım: ‘Irmağımda başımın döndüğü yıllardı / geçtiğim her yerde benden bir şeyler kaldı.’”
ARAYIŞLA GEÇEN YILLAR
Kırk yıllık hayatına üç tane şiir kitabı sığdırmıştır Didem Madak. Bunlardan ilki İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü’ne layık görülen Grapon Kâğıtları’dır. Bu kitabında bulunan şiirlerde hayatında yaşadığı somut korku ve zorlukları anlatmıştır. Şiirlerinde yer yer dinî motiflere rastlasak da henüz manevi bir arayış sezilmemektedir. Daha çok annesinin acıları, kediler, bodrum katlarında yaşadığı zorluklar dikkat çekmektedir. Fakat ikinci kitabı olan Ah’lar Ağacı’na baktığımız zaman henüz ilk şiirinde şu dizelere şahit oluruz:
“Güçlü bir el silkeledi beni sonra / sanırım Tanrı’nın eliydi / sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan”
Evet, Grapon Kâğıtları ile Ah’lar Ağacı kitapları arasında Didem Madak’ın manevi hayatında değişen bir şeyler olmuştu. Bu değişimin en büyük sebebi ise okuduğu kitaplardı. Yıllar öncesinden Öküz dergisine yazmış olduğu yazıda kendisini edebiyat dünyasının kıyılarında hissettiğini söylerken önemli bir ayrıntıyı da ardından ekliyordu:
“Zaten son üç senede genelde peygamberler tarihi, Gazali, Arabi, Şeyh Galip, Mevlana falan okudum. Bu yüzden son dönemde bir edebiyat okuru bile sayılmam.”
Hz. Mevlana’nın büyük bir tasavvuf alimi olduğunu hepimiz biliyoruz. İmam Gazali ise tasavvufi görüşe yakın büyük bir İslam alimi ve felsefecidir. Şeyh Galip ise Nedim’den sonraki en ünlü divan şairlerinden biridir. Yazdığı eserlerinin en önemli yönlerinden birisi de tasavvufi temellere sahip olmasıdır. Şimdi yeniden Didem Madak’a dönecek olursak tasavvuf ateşiyle böylesine harmanlanmış isimlerin kitaplarıyla üç sene vakit geçirdikten sonra kendisinin de tasavvufi bir arayışta olduğuna şaşırmamak gerekir.
Nitekim böyle kitapları okuduğu o dönemi yine Ah’lar Ağacı kitabında yer alan “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” başlıklı şiirinde şu şekilde ele almıştır:
“Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca / Havı dökülmüş yerlerine yüzümün / büyük bir aşk yamadım / hayır / yüzüme nur inmedi yüzüm nura indi bayım / gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı / tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım… / saydım insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı / aşk diyorsunuz ya / ben istemenin Allahını bilirim bayım”
Bu dizeleri yazdığı dönemde Didem Madak’ın arayış içerisinde bulunduğunu, şiirleriyle hayatını birleştirdiğimizde apaçık görürüz. Didem Madak 2011 yılının temmuz ayında kolon kanserine yenik düşmüş ve aramızdan ayrılmıştır. Kimilerine göre dinî motifleri kullanmasının sebebi Allah’a olan sahih yakınlığı değil de yakalandığı hastalıktır. Fakat son kitabı olan Pulbiber Mahallesi 2007 yılında basılmış ve 2008'de kızı Füsun dünyaya gelmiştir. Bu da demek oluyor ki Didem Madak şiirlerini yayımladığında henüz bu amansız hastalığa yakalanmamıştı. Nitekim kolon kanseri tedavi edilmeden bir kadının çocuk dünyaya getirmesi mümkün değil.
Türk şiirine farklı bir renk getiren nahif ve güzel şairimizi rahmetle anıyoruz.
“Ben sevgilim…
Bir çocuk bayramı gibi yaşamak isterdim her aşkı
Cezaya kaldım.
Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı
İmlamı iyice bozsam da fark etmez artık.
Kime ne ‘de-da’ları ayırmasam?
Noktalarda durmasam,
Bir ünleme koşsam yalnızca,
Sonu uçmak olan bir çığlığa.
Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı?
Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık.”
Didem Madak / Ah’lar Ağacı



Yorumlar