top of page

Öper Beni Annem Yanaklarımdan

  • 19 Şub
  • 2 dakikada okunur

İstanbul Üçlemesi - 1

Rüyanda gördüğün için gece yarıları uykundan sıçrayıp hatırına balkonda peş peşe sigaralar yaktığın kişiyi düşünüyorsun şimdi. İlk zamanlar rahmetli annen ne zaman bu hâlde görse seni, endişeleniyordu adına. Hatta hâlâ boynunda asılı duran muskayı da o yaptırmıştı.


Bir müddet sonra alıştı bu duruma; sen de alıştın rüyalarına. Hoşuna gitmeye bile başladı. Tekrar tekrar rüyalarında onu görebilmek için yaptığın beyin jimnastiklerini, nefes egzersizlerini ve astral seyahate çıkabilmek adına yatağa çıplak uzandığın günleri düşünsene.


Şimdi en son ne zaman onu rüyanda gördüğünü bile hatırlamıyorsun. Görsen de gerçekliğine inanmayıp rüyanın farkına varıyor, uyumaya devam ediyorsun. Gördüğün rüyalar uyandırmıyor artık seni. Bilinçaltına bile inancın kalmadı. Bir dönem yeryüzündeki bütün “izm”leri muştulayan uzun saçların; yerini, denize serpiştirilmiş beyaz köpükler gibi alnında iz yapan egzamalara bıraktı. Nereden bilebilirdin ki üniversitenin tozlu koridorlarında verdiğin ideolojik kavgaların, ileride soğuk banka duvarları olarak karşına çıkacağını?


“Hayat şartları” denen zindana nasıl hapsettin kendini? Bir dönem uğruna gaz bombaları yediğin küçük ve orta boy işletmelere düşük faizli kredi kullandırma fikri de nereden çıktı? Para elinin kiri oldu, üstün başın pas içinde. Şeyhini unuttun. Şeyh Şamil'i unuttun. Hatırlamıyorsun tasavvuf halkalarında dönen sohbetleri.


Bir parça somun ekmeğinin peşinden koştun yıllarca büyük bir kaygıyla. Kaç tane optik forma nüfusunu kodladın, içeceğin bir tas çorbanın tabağını daha rahat seçebilmek için? Cesur değilsin şimdi eskisi kadar. Hiç olmadın da zaten, hadi itiraf et.


Öyle ki “En iyisi gitmekti.” diye boş telkinlerde bulunuyorsun hâlá kendine. Kimsenin haberi yok avunduğun ufak şeylerden. Mesela, gerçekten yıllardır göğüs kafesinde taşıdığın cam kırıklarıyla nereye varacağını sanıyorsun? Evet, “En iyisi gitmekti!” Her nefesinde içinden bir şeyler kopuyor.


Madem böyle olacaktı, madem bu okyanus seni hep aynı sahile vuracaktı; neden ayrıldınız? Şimdi, yıllar sonra bütün bu olanları tek başına tartışmanın bir faydası olmadığını biliyorsun. Zaten ayrılmanız için somut tek bir sebep de yoktu. Gün ışığında gökyüzünü seyrederken gördüğün beyaz noktalar gibi hayatına iliştirdiğin takıntıların vardı sadece. Tek birisinin bile elinden tutmadığın takıntıların...


Şimdi yine aynı balkondasın. Gece saat üç. Sigaran çoktan bitmiş, içeride çocuğun ağlıyor.

 
 
 

Yorumlar


Benimle iletişime geçin

bottom of page